EKSPRESYONİZM – DIŞA VURUMCULUK - 3



Kardeşlerim, nihayet bir müddet aradan sonra, yeni yazımızla birlikteyiz. Neydi konumuz. Dışavurumculuk ve tiyatro.

Dışavurumculuk konusunda şu cümleyi ezberlemenizde fayda var: “Sanatçı burda soyut dışavurumcu bir şekilde yaklaşmış konuya”. Herhangi bir sanat ortamında, hiç birşey anlamadığınız resimlere bakarken, etraftakilerin duyacağı şekilde bu cümleyi kurarsanız eğer, kimse bişey anlamadığınızı farketmez. Siz de entel sanatçı sınıfına girersiniz. Zaten merak etmeyin. O çok dikkatli şekilde, ağızlarında pipo, yan şapka, fularla  resimleri inceleyenlerin de çoğu aslında birşey anlamıyorlar zaten.

EKSPRESYONİZM – DIŞA VURUMCULUK - 2

Efendim, önceki yazımızda dışavurumcu akıma girmiştik, bu akımı hazırlayan toplumsal şartlardan bahsetmiştik. Neydi bunlar? Sene 1900lü yılların başı. Yer: Alamanya, alamanya, benim gibi yar bulamanya...

Almanya’da sanayinin yaygınlaşması, işçilerimizin, üç otuz paraya acımadan hunharca çalıştırılmaları, topraktan ayrılıp şehirlerde gettolaşan ailelerin çocuklarının, artık ne devletin ne de babalarının baskılarına boyun eğmeme kararları..

EKSPRESYONİZM – DIŞA VURUMCULUK - 1


Efendim, önceki yazımızda sembolizmi de yazarak, 19. Yüzyıl ve Fransa defterini kapattık. Şimdi 20. Yüzyıla geçiyoruz ve Almanya’dayız. Ekspresyonizm dediğimiz akım için şöyle söylesek yalan olmaz: Made in Germany.

Sene 1871. Almanya(O zamanki adıyla Prusya, biz yazımızda kolaylık olsun diye Almanya diyeceğiz.) Fransa’yı yenmiş, yüklü bir savaş tazminatı almış, milli birliğini sağlamıştır. Artık Avrupa’nın parlayan yıldızı Almanya’dır.

O aralar, 19. Yüzyılın sonu mu, yoksa 20. Yüzyılın başı mı, geçmiş gün şimdi tam hatırlamıyorum. Almanya’nın başında imparator II. Wilhelm var. Bu arkadaş Türk dostu diye bilinir. Türkiye’ye gidip gelmişligi falan vardir. Osmanlı’nın mareşal üniformasıyla resim bile çekinmiştir. O zaman ki Osmanlı subaylarındaki uçları yukarı doğru kalkmış bıyık bırakma sevdası işte bu Wilhelm amcamızdan yadigardır. (Bkz: Enver Paşa) 

TİYATRO AKIMLARI - SEMBOLİZM - 2

Mezarcının Ölümü - Carlos Schwabe


Birinci yazımızda sembolizmle ilgili bir giriş yapmıştık. Bu yazıda buna devam edelim.

Hatırlarsanız, sembolizmi başlatan en önemli etkenlerden bi tanesi Paris komün ayaklanmasıydı. Paris komününün acı ve kanlı sonu, filozof ve sanatçıları derinden etkilemiş ve sembolizm denen akım başlamıştı. Yıl 1871, yer Fransa. Ayrıntılı bilgi için sembolizm – 1 yazısına..

Sembolizm, adından da anlaşılacağı gibi sanatta sembollerin bol bol kullanılmasıdır. Bu sembolister gerçekçilik denen akıma acayip gıcık olmuslar ki sorma. Öyle böyle degil. Gerçeği olduğu gibi yansıtmak sanat mı kardeşim demiş bu adamlar..

TİYATRO AKIMLARI: SEMBOLİZM - 1

Pere Lachaise mezarlığı

Efendim, yine 1870li yıllar, yine Paris, yine yeni yeniden bir sanat akımı. O yıllar, nasıl bir zamansa artık, önüne gelen “Hacı yeni bir sanat akımı buldum, baksana bi nasıl olmuş?” deyip çıkıyor piyasaya. Doğalcilik da, gerçekçilik de, o yıllarda yine Pariste ortaya çıkmış. Tam o sıralarda yine ortaya çıkan başka bir sanat akımı da: Sembolizm, ya da simgecilik.

Önceki yazılarımızı okuduysanız, az çok anlamışınızdır. Bu sanat akımı dediğimiz şeyler öyle durup dururken ortaya çıkmıyor. Toplumdaki büyük gelişmeler, değişmeler, devrimler ortaya çıkarıyor bunları. 19. Yüzyılın ikinci yarısına etki eden büyük devrimler neydi? Hatırayalım. Fransız ihtilali, Sanayi devrimi..

Bu ikisinin yanı sıra, 1871 yılında öyle bir olay oluyor ki, bütün politika, düşünce ve sanat dünyasını onyıllar boyunca derinden etkiliyor. Kendisi  kısa ama etkisi yıllarca süren bu olayın ismi: Paris Komünü.

TİYATRO AKIMLARI GERÇEKÇİLİK - REALİZM

Merhaba - Gustave Courbert

Bugün de sizlere gerçekçiliği, yani realizmi anlatalım diyorum. Ne dersiniz? Daha önceki yazıları okuduysanız eğer, 1500lü yıllarda başlayan sanat akımı klasizme karşı, 1700lü yıllarda romantizm başlamıştı. Romantizm bir zaman sonra artık gına getirince, 19.yüzyılın ikinci yarısında, artık romantizme karşı akımlar aranmaya başlandı. Bu akımlardan birisi bilimsel yöntemi esas alan doğalcılıktı. Diğeri ise gerçekçilik, yani realizm.

Bu gerçekçiler romantizmin uçuk kaçık, coşku dolu, insanı heyecana getiren, vatan, millet sakarya edebiyatına karşı durmuşlar ve “gerçeklerden bahsedin artık” demişler. Karşı tarafsa demiş ki, “Yani siz gerçekleri anlatıyosunuz da, bizimkiler yalan mı? Sizinkiler gerçekse, bizimkiler gepgerçek. Biz de gerçekçiyiz o zaman.” Bir nevi “Ali’yi sevmek alevilikse, o halde ben de aleviyim” felsefesi.